Humus
 
Humus’un Suriye’nin en eski ikinci şehri olması beni şaşırtıyor! Humus her zaman Halep ve Şam gibi büyük şehirlerin gölgesinde kaldı.
 
Eski şehrin sınırlarının hemen dışında kalan Halid bin Velid Camisi’ni bilmeyen yoktur. Ama eski şehirdeki camiler, kiliseler, hamamlar ve heyecan verici Osmanlı pazarları gibi yapılar pek bilinmez ve bu yapılar iyi 
korunamamıştır.
 
Kale ve eski şehrin sınırlarını belirleyen surların hâlâ ayakta kalan kısımları şehrin bir zamanlar ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Eski şehirdeki evler devasa yapılardır ve duvarları siyah basalt taşlarla örülüp beyaz taşlarla süslenmiştir.
 
Hâlâ çok iyi hatırladığım ve aralarında en dikkat çekici olanları Müfid el-Emin ve El-Zahrawi’nin evlerinin 
avlularıdır. Tarihi 15. ve 16. yüzyıllara uzanan göz alıcı kubbelere sahip bir eyvanın altından geçilerek girilen evlerin avluları...
 
Prof. Dr. Stefan Weber
Berlin İslam Sanatları Müzesi Müdürü – Berlin Ulusal Müzeleri

 
Güzel Humus!
 
Humus’a, normalde olduğu gibi alışverişe değil de bir arkeolog olarak gittiğimde eski şehirde, diğer Suriye şehirlerinin aksine 
dikkati çeken hiçbir altyapı olmadığını fark etmiştim. Halep ve Şam gibi şehirlerde, bu şehirlere kimliğini ve eşsizliğini veren sofistike süslemelere sahip binalar görebiliyordunuz. Fakat 
Humus’un mimari stili süs, yapaylık ve dekorasyondan azade bir basitlikteydi. Küçücük ibadethaneleri ve evlerin bazalt siyahı ile boyanmış taş bloklarla çevrili kapıları son derece sadeydi, eski 
şehirde bir iki sınıfa sahip okullar badanayla boyanmıştı. Şehirde az sayıda hamam bulunuyordu ve hükümet binaları dahi basit, tek katlı yapılardı.
 
Bu basitliğe rağmen, eski şehirdeki hem özel hem de kamusal 
binaların kendilerine has özellikleri beni büyülemişti. Binalar şehrin tarihi boyunca yaşadığı maddi sıkıntıları, ama aynı 
zamanda sahip olduğu güzel ve sade bir zevki de yansıtıyordu.
 
Şehrin caddelerinde ve sokaklarında yürürken, üst üste 
bindirilmiş bazalt ve kireçtaşından örülmüş kapılardan ve 
binaların siyah beyaz taş sıralarından oluşan cephelerinden çok 
etkilenmiştim.
 
Halkının sivil yaşantısını ve tarihi boyunca geçirdiği zor 
dönemleri yansıtan benzersiz bir şehirde olduğumu keşfetmiş ve 
büyülenmiştim. Eski şehrin mimari dokusunu birbirinden güzel evler oluşturuyordu ve sahipleri bu evleri kendi zevklerince süsler ve bakımını yaparken onları çevreyle uyum içerisinde tutmak için büyük çaba sarf ediyorlardı. Bu şaşırtıcıydı çünkü mesela Şam gibi şehirlerin aksine Humus, kentin sakinleri tarafından ve o an için sahip oldukları kısıtlı kaynaklarla inşa edilmişti.
 
Humus şehirlerin en güzeli çünkü bu şehri ziyaret eden herkes 
buradaki insanların ruhunu ve yaşama sevincini hissedebilir.
 
Nidaa Dandaşi